26 Şubat 2010 Cuma

Futbol için Futbol

İyimser olmakla kendini kandırmak arasında çok küçük ama bir o kadar dabüyük bir fark vardır. Türk toplumunun tabanı güzel futbol ile sonuç denklemini tam oturtamadığı için beklentileri hep yüksek tutuyor. Oysa ki beklentinin yüksek tutulması güzel ve organize oyun altyapısı üzerine kurulmalıdır, anlık tesadüfi sonuçlara değil. Hep şöhretli takımlara karşı alınmış iyi sonuçlar popülist bir şekilde , halka halkın istediği gibi, abartılarak aksettirilmiştir. Yöneticiler her zaman "halk bunu ister" tezindeki kralcıların nabzını desteklemiştir.
Yine elendik, peki neden?
Aynı senaryo...
Dünyada kaldı mı ki "10 numara" veya şöhretli futbolcu transferi arayışı biz hala Alex'ler, Delgado'lar, Arda'lar üzerine kuruyoruz takımları. Neden takım oyuncuları arayışında değiliz, neden futbolcuları sadece teknikleri ile değil "Football manager" oyunu kriterleri ile sorgulamıyoruz. Artık oyuncudan çok oyun dönemidir ve belirleyici olan ahenktir.
Oyunun her iki yönünü, hem ofansif hem defansif, belirli bir düzeyin üstünde oynayabilecek "11 takım oyuncusu" peşinde koşulmalıdır ki şöhretli futbulcu sayısına göre daha fazla sayıda ve kolay bulunabilir.
Sahadaki oyunculardan önce, o takımı hazırlayan ve yöneten teknik direktöre ve bu anlayışı, bu teknik ekibi seçerek kabul etmiş yönetime sormak gerekir önemli soruları...
Yoksa Daum'un oyuncu değişiklikleri veya Caner'in bu kadar kısa sürede ,kendisini çift sarı kart ile attıracak bir generallik düzeyinde görmesine sebep olan krediye nasıl ve neye dayanarak ulaştığı soruları da sorulabilir ama ...
Siz siz olun, her zaman doğru kişiye doğru soruyu sormaya çalışın.
Futbol futbol için olmalı, halk için değil. Halk zaten takip edecektir.

Yine elveda...


Tobol karşısında başlayan heyecan bu akşam Atletico Madrid karşısında alınan 1-2'lik mağlubiyetle bitti. Milan Baros'un attıgı ilk golden bugune rakip kaleleri 34 kez havalandırdık, kalemizde 10 gol gördük.

Forvetsiz oynamak zorunda kalmak özellikle 34 gol atabilen bir takım için zor. Tartışılması gereken birçok başlık var. Nonda neden gönderildi, Giovani Dos Santos neden kiralandı, Hakemin gözü körmüydü, Caner'in kırmızı göreceği belli değilmiydi...

Bu soruları okurken eminim sizlerin aklınada yeni sorular gelmiştir. Sonuçta iki Türk takımıda UEFA kupasından elendi. Galatasaray turu geçebilseydi Portekiz'in Sporting klübü ile eşleşecekti. Kısaca herkese geçmiş olsun.

Kendi küçük dünyamıza dönelim ve oynadığımız futbol bir arpa boyu ilerlemeden 321 milyon doları beraber cebe atalım.

25 Şubat 2010 Perşembe

Mourinho Farkı

Dün gece Şampiyonlar Liginde herkesin merakla beklediği dev maç, Inter'in Chelsea'ye karşı 2-1 üstünlüğüyle sona erdi.. Maça Milito'nun golü ile başlayan Inter, ikinci yarıda Sırp sağ bek Ivanoviç'in üst üste bindirmeleriyle zor anlar yaşadı.. Yaşlı kurt Zanetti üzerinde etkili olmaya başlayan Sırp oyuncu, Kalou'ya golü attırdı ve Chelsea'ye 1-1'lik beraberliği getirdi.. Hemen ardından yine Ivanoviç, aynı goldeki gibi yaptığı bindirmeyle Chelsea'yi gol pozisyonuna soktu ancak bu sefer gol olmadı..

Usta hoca Mourinho farkı burada ortaya çıktı.. Sıkıntıyı anında görüp, oyuna müdahaleyi 2 dakika içinde yaptı.. 4-4-2 oynayan Inter, Balotelli-Motta değişikliği ile 4-3-3'e dönüverdi.. Milito ile ikili forvet oynayan Eto'o, sol açığa geçti ve Ivanoviç o dakikadan sonra bir daha ileriye ataklara çıkamadı.. Sonuç ne olursa olsun, önemli olan sıkıntıyı görüp müdahalede bulunmak.. Mourinho'yu severiz sevmeyiz o ayrı.. Ama sahadaki oyunu tiyatro izler gibi seyretmiyor bu açık belli oluyor.. Öyle kolay Mourinho olunmuyor..

Bu değişiklik 10 dakika sonra meyvesini verir ve Inter, Cambiasso ile öne geçer.. Burada bir şeye parmak basmak istiyorum.. Mourinho'nun hamlesinden sonra Ancelotti, bir şey yapma gereği duymadı ve satranç oyununu yarıda bıraktı.. Bence bunda deplasmanda golümü attım 2-1 yenilsemde olur mantığı var.. Ben buna tamamen karşıyım.. Çağımızda artık her takım, rakibini mücadele ederek yenecek seviyeye geldi.. Her maçı kazanmak için oynamalı takımlar.. Deplasmanda bir gol peşinde koşmamalı.. UEFA'nın alacağı bir kararla; şu 'Away Goal' avantajını ortadan kaldırması dileğiyle..

Bir şey daha; Ancelotti bir şeyi hesaba katmadı heralde.. Jose Mourinho daha Stamford Bridge stadında maç kaybetmedi..

24 Şubat 2010 Çarşamba

Yüceakın salutes "Cagin oyunu futbol"lers...

Öncelikle bu satırları yazarken , kendimi futbolu bıraktıktan sonra köşeyazarlığına geçiş yapan "Veteran" ekibin bir parçası gibi hissettiğimi söylemeliyim.

"Zeki,çevik ve ahlaklı olmak" bir manifestodur ve çağın oyununda kilit bir rol kapabilmek için gerekli olan reçetedir, tıpkı hayatta olduğu gibi...

Butun takıma selamlar, hoşgeldim...

23 Şubat 2010 Salı

San Siro'da Dev Maç: Inter-Chelsea








Daha önce 3 sezon Chelsea'yi çalıştıran Interli Mourinho, Inter'in ezeli rakibi AC Milan'ı 8 yıl çalıştıran Chelseali Ancelotti yarın akşam kozlarını paylaşıyor.. İkisi de rakiplerini o kadar iyi tanıyorlar ki.. Kim ne derse desin yarın akşam, bir futbol maçından çok, bir satranç maçına hazırlıklı olun derim ben.. Gelin bu maç öncesi ilginizi çekecek eşleşmelere bir göz atalım..

- Ancelotti, AC Milan'da hocayken; Inter'e karşı oynadığı 18 maçın 10'unu kazandı, 5'ini kaybetti.. 2002-03 Şampiyonlar Ligi yarı finalinde 0-0 1-1'lik skorlarla Inter'i eledi ve o yıl Şampiyonlar Ligini AC Milan'a kazandırdı..

- Ancelotti, Mourinho karşılaşmalarında, Ancelotti 2-1 önde.. 2003 UEFA Süper Kupa Finalinde Ancelotti'nin AC Milan'ı Mourinho'nun Porto'sunu 1-0 yendi.. Geçtiğimiz sezon Serie A Inter-Milan maçlarında her iki hoca da kendi sahasındaki maçları kazandı..

- 12 Mayıs 1985'de Ancelotti AS Roma'da futbol oynarken, Roma'nın Inter'i 4-3 yendiği maçta 1 gol atmıştı..

- Inter'in yıldız golcüsü Samuel Eto'o, geçtiğimiz sezon yarı finalde Barcelona formasıyla Chelsea'ye karşı forma giydi ve Chelsea'nin elenmesine yardımcı oldu..

- Interli Quaresma 2009'da Chelsea'da kiralık oynadı ancak sadece 1 maçta ilk 11 oynadı..

- Chelseali Deco ve Ricardo Carvalho, Porto'da oynarken ve UEFA Kupası ile Şampiyonlar Liginde şampiyonluk yaşarken Inter'in hocası Mourinho ile çalıştılar..

- Interli Thiago Motta ve Eto'o ile Chelseali Belletti ve Deco Barcelona'dan takım arkadaşı..

- Drogba Marsilya'da oynarken Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finalinde Inter'i 1-0 yendikleri maçta golü atan adamdı.. Maçta Interli Zanetti, Cordoba ve Toldo oynamıştı..

- Interli Muntari, Chelseali Essien ile Gana Milli Takımından; Chelseali Ivanoviç ile Interli Dejan Stankoviç Sırbistan Milli Takımından arkadaşlar..

- 2006 Dünya Kupası İtalya-Fransa final maçında, Interli Materazzi İtalya adına, Chelseali Malouda'yı düşürerek penaltıya sebep olmuş ve Fransa 1-0 öne geçmişti.. Materazzi hatasını telafi etmiş, attığı golle İtalya'ya beraberliği getirmişti..

Julio Cesar Kaza Geçirdi

Çarşamba gecesi oynanacak dev şampiyonlar ligi maçı öncesi Inter'de büyük şanssızlık.. Inter'in bu sezon hiç maç kaçırmayan yıldız kalecisi Julio Cesar, Pazar günü trafik kazası geçirdi.. Yüzünden yaralanan ünlü kalecinin, yarın San Siro'da oynanacak Chelsea maçına yetişmesinin şüpheli olduğu konuşuluyor.. Inter'de Pazartesi günkü antrenmana katılmayan Brezilyalı kaleci, yarın oynayamazsa yerine 38 yaşındaki Francesco Toldo'nun forma giymesi bekleniyor..

Milli Takımın Euro 2012 Eleme Grubu Fikstürü

Euro 2012 Avrupa Şampiyonası grup elemelerinde A grubunda yer alan Türk Milli Takımının oynayacağı zorlu maçların fikstürü bugün Frankfurt'da belli oldu.. Yeni hocası Guus Hiddink yönetiminde yepyeni bir sayfa açan Türk Milli Takımı, Euro 2008'de yarı finalde 3-2 kaybettiği Almanya'dan gruplarda rövanşı almak için mücadele verecek..

A Grubunda oynanacak maçlar şöyle:

3 Eylül 2010: Belçika-Almanya / Kazakistan-Türkiye
7 Eylül 2010: Almanya-Azerbaycan / Türkiye-Belçika / Avusturya-Kazakistan
8 Ekim 2010: Almanya-Türkiye / Avusturya-Azerbaycan / Kazakistan-Belçika
12 Ekim 2010: Belçika-Avusturya / Azerbaycan-Türkiye / Kazakistan-Almanya
25 Mart 2011: Avusturya-Belçika / Almanya-Kazakistan
29 Mart 2011: Türkiye-Avusturya / Belçika-Azerbaycan
3 Haziran 2011: Avusturya-Almanya / Kazakistan-Azerbaycan / Belçika-Türkiye
7 Haziran 2011: Azerbaycan-Almanya
2 Eylül 2011: Azerbaycan-Belçika / Türkiye-Kazakistan
6 Eylül 2011: Avustuya-Türkiye / Azerbaycan-Kazakistan
7 Ekim 2011: Türkiye-Almanya / Azerbaycan-Avusturya / Belçika-Kazakistan
11 Ekim 2011: Almanya-Belçika / Türkiye-Azerbaycan / Kazakistan-Avusturya

Bu müsabakalar sonrasında ülkeler, grupta ilk 2'ye kalmak için mücadele edecekler.. Milli Takımın son 2 maçını sahasında oynayacak olması ve bu maçlardan birinin en büyük rakibi Almanya ile oynayacak olması avantaj gibi gözüküyor..

22 Şubat 2010 Pazartesi

Efsane Tribünler I : The Kop!!! (1906-1994)

1899-1902 yılları Güney Afrika'da cereyan eden İngilizlerin yenilgisi ile neticelenen II.Boer Savaşı yılları.. Spion Kop dağı eteklerinde 300'ün üstünde İngiliz askeri ölüyor.. Ölen askerlerin çok büyük bir kısmı Liverpool şehrinden.. 1892 yılında kurulmuş ünlü Liverpool futbol takımı, maçlarını kuruluşundan itibaren hep Anfield Road'ta oynamıştı.. O dönemin Liverpoollu yöneticileri, ölen Liverpoollu askerlerin anısına, Anfield Road Stadının Güney-Batı kısmında bulunan tribüne, Spion Kop dağından esinlenerek Kop Tribünü adını verdiler..

Anfield Road Stadı, 1884 yılında Stanley Park arazisinin bitişiğinde bir yere inşaa edilmişti ve o yıllarda Everton futbol takımı oynuyordu maçlarını Anfield'ta.. Everton takımı, 1892 yılında Anfield Stadının sahibi John Houlding ile kira anlaşmazlığına varınca Anfield Stadını terk ettiler.. John Houlding, Anfield'ta oynayacak yeni bir takım kurmaya karar verir ve Liverpool futbol takımının kuruluşu bu şekilde gelişir.. O yıllarda 20,000 kişilik kapasiteye sahip Anfield Road'ta, Liverpool ilk maçında sadece 100 kişiye oynamıştı..

Kop Tribünü isminin verilişi 1905-1906 sezonunda olur.. O sezon Liverpool ikinci kez lig şampiyonluğunu kazanır ve yaklaşık 28,000 taraftarı taşıyabilen, dünyada eşi benzeri olmayan o meşhur taraçalı teras tribünün ismi The Kop olarak anılmaya başlar.. Liverpool Efsanesini yaratacak olan o efsane tribün böylece doğmuş olur.. Tribünün birbirine olan bağlılığı, devamlı ayakta durarak hiç susmadan takımı desteklemesi ve rakip takım oyuncularının ayaklarını titreterek sahayı cehenneme çevirmesi tüm diğer taraftar gruplarına örnek teşkil etti..

1928 yılında Kop Tribününe, teraslama ile değiştirilerek tepesine binlerce taraftarı koruyacak olan dev bir çatı inşaa edildi.. O yıllarda özellikle İngiltere'de birçok stada ve tribünlere Spion Kop adı verilirdi.. Ama bir şeyi herkes kabul ederdi; o da Anfield Road'taki Kop tekti ve en iyisiydi.. Öyle bir tribündü ki orası, öyle bir coşku dolu ki takım maça başlamadan golü atmış sayılırdı.. Liverpool mağlup duruma düştüğü zamanlarda dahi skoru bilmeyen bir izleyici, Kop'tan yükselen şarkılarla Liverpool'un önde olduğunu tahmin edebilirdi..
Bunun en güzel örneklerinden birisi 1964-65 yılında Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında Inter ile oynanılan Yarı Final maçı olmuştur.. Liverpool taraftarının maç 1-1'e düştükten sonraki 'Tanrı'nın Öfkesi' olarak adlandırılan şiddetli tezahuratı ile maçı 3-1'e getirmişlerdi.. Sayılmayan bir de golün olduğu mücadelenin rövanşında da yine hakem oyunlarına kurban olan Liverpool, Inter'e elenmişti ama Kop Tribünü gerçek anlamıyla o yıllarda tanınmış ve ünlenmişti.. Öyle bir ün ki; BBC televizyon kanalı tarafından Liverpool'un o dönemde yaşadıkları şampiyonluk maçından görüntüler ve Kop Tribünün 'You'll Never Walk Alone' şarkısının her bir ağızdan söylenişi, tüm dünyada gösterime sunulmuştu..

The Kop Anfield 1964 Liverpool v Arsenal



Liverpool v Inter Milan 1965 European Cup Semi Final



You'll Never Walk Alone - Anfield Road


Kop Tribünün coşması, takımı da ateşliyor.. Bill Shankly ve Bob Paisley idaresindeki Liverpool, hem İngiltere'de, hem Avrupa'da fırtına gibi esmeye başlıyordu.. Bir tribünün, bir takımı bu kadar ekstra motive etmesi eşine az rastlanır bir güzellik olarak her zaman akıllarda yer aldı.. 1977, 1978, 1981 ve 1984 yılında kazanılan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Şampiyonlukları ve daha nicesi bunun en güzel ispatı olsa gerek Liverpool tarihinde..

Ve 29 Mayıs 1985.. Bir önceki sene Roma'yı penaltı atışları sonrası 4-2 yenerek Şampiyon Kulüpler Kupası Şampiyonu olarak geldi Liverpool Heysel Stadına.. Rakip güçlü Juventus.. Ama herkes Liverpool'a güveniyor ve 5. şampiyonluk için saatlerin geçmesini bekliyorlar.. Bu arada maçın başlamasına sayılı dakikalar var.. Bir anda kale arkasında bir karışıklık beliriyor.. Arada bariyerin olmamasının da yardımıyla, Liverpoollu holiganlar, Juventuslu taraftarların olduğu yere saldırıyorlar.. İtalyan taraftarlar korku ve panikten kaçmaya çalışırken, kendilerine mani olan büyük duvar, aşırı yüklenmeden ötürü çöküyor.. Sonuç 39 kişinin ölümü ve yüzlerce yaralı.. Çağın Oyunu Futbolun Kara Günü..
Bu üzücü olay sonrası, gerek İngiliz futbolu, gerekse Liverpool çok büyük yara aldılar.. Olay sonrası İngiltere Milli Takımı ve İngiliz takımları, uluslararası futbol müsabakalarından 5 yıl, Liverpool futbol takımı ise 8 yıl men cezası aldı.. İngiliz futbolunda geriye gidişin başlangıcı ve ünlü Liverpool'un Kop Tribünün tükeniş haritası yavaş yavaş çizilmeye başlamıştı..
Tarih 15 Nisan 1989.. Her İngilizin keşke olmasaydı dediği II. trajedi günü.. Yer Sheffield Wednesday'in sahası Hillsborough.. İngiltere F.A. Cup'ta yarı finalde Liverpool-Nottingham Forest maçı.. Liverpool taraftarının alınacağı 14,600 kişi kapasiteli Leppings Lane End Tribünü, dolu olmasına rağmen, içeriye sürekli taraftarların girmeye devam etmesi ile meydana gelen trajedi.. Tam 96 Liverpool taraftarının masumca ölümü ve sonrası..
Bu olay artık bardağı taşırmıştı ve bundan sonra alıncak tedbirler daha sert olacaktı.. İngiliz Hükümeti ve İngiltere Federasyonu aldığı kararlarla İngiltere'deki bütün stadyumların bütün tribünlerinin koltuklu olmasını zorunlu kıldı.. Ve böylece 28,000 taraftarın ayakta izlediği ünlü Kop Tribününün sonu gelmiş oldu.. The Kop, 1994 yılında yerini tümü koltuklu Kop Grandstand tribününe bıraktı.. Kop Tribünün son maçı Mayıs 1994'te Norwich City maçıydı.. Kop Tribünün olduğu kaleye son golü atan Jeremy Goss, tarih kitaplarındaki yerini aldı..
Ünlü taraçalı teras Kop Tribünün yıkılışından sonra, Kop'un parçaları yardım amaçlı satışa çıkarıldı.. Hala günümüzde bile bazı Kop Tribününün parçaları yardım amaçlı satın alınabiliniyor.. (Forget - Me - Not Campaign..)
The Kop!!! (1906-1994)

Hafta Sonunun Ardından..

Turkcell Süper Ligde, ikinci yarının ilk derbi maçında, Beşiktaş-Galatasaray yenişemediler.. İnönü stadında zaman zaman yağmur altında oynanan maçta, Arda Turan'ın 68. dakikadaki golüne Sivok 82'de cevap verdi ve maç 1-1 sona erdi.. İlk yarının son 15 dakikalık periodunda Beşiktaş'ın mutlak üstünlüğü ile geçen maçta, siyah beyazlıların o bölümde golü bulamaması, Galatasarayı morallendirdi ve ibreyi sarı kırmızılılara çevirdi.. Herkes maçın hakkı beraberlikti diyerek birbirini avutmaya çalışsa da, her iki tarafta aslında maçtan üzgün ayrıldı.. Keita'nın İbrahim Üzülmez'in tokatını içine sindiremeyip, maçın sonlarında intikam alır gibi İbrahim'e dirseği sallaması, Cim Bom'un en değerli oyuncusuna yakışmadı.. Hakem hem skorun 1-1, hem de maçın sonları olması dolayısıyla, tansiyonu yükseltmeme amaçlı elini götürmedi kırmızı karta.. Ama götürmeliydi.. Allahtan yaşlı kurt Üzülmez'in bir şeyi yok..

Ligimizde bu hafta oynanan en önemli diğer bir maçta da Sivasspor, Manisaspor'u 1-0 yenerek çok önemli bir galibiyet aldı.. Denizlispor'un devre arası takviyeleri de bence bir hayli yararlı olmuş gibi gözüküyor.. Diyarbakır deplasmanından aldıkları 3 puan ile bundan sonra küme düşme potasındaki seyir de bir hayli kızışacak gibi gözüküyor..

Avrupa Liglerine dönüp bakacak olursak; Premier Ligde Chelsea, Drogba'nın golleri ve Everton'un Manchester United'ı 3-1 yenmesi ile zirvede rahat bir nefes aldı uzun bir aradan sonra.. Chelsea ligin bitmesine 11 hafta kala 61 puanla, Manchester United'ın 4, Arsenal'in 6 puan önünde zirvedeki yerini sağlamlaştırdı..

İspanya La Liga'da devler rakiplerini parçalamaya devam ediyorlar.. Cumartesi, Barcelona sahasında Santander'i 4-0, Pazar Real Madrid'de Villarreal'i 6-2 ile geçerek, ligin sonuna kadar at-başı gideceklerinin mesajını verdiler.. Barca 58, Real Madrid 56 puanda..

İtalya Serie A'da Inter'in iki haftadır golsüz beraberlikleri, Roma ve AC Milan'ın ekmeğine yağ sürdü.. 55 puanla zirvedeki yerini koruyan Inter'i 5 puan gerisinde Roma, 1 maç eksiğiyle 7 puan gerisinde AC Milan takip ediyor.. Interli oyuncuların son haftalarda çok sık kırmızı kart görmeleri ve aşırı asabi olmaları bana Şampiyonlar Liginde oynayacakları Chelsea maçını anımsattı.. O maçın gerginliği, çoktan etkilemeye başlamış Interli oyuncuların kafalarını.. Di Natale'nin gollerine rağmen ligde alt sıralardan kendini kurtaramayan Udinese'de 3-0'lık Genoa yenilgisi sonrası, teknik direktör Gianni De Biasi'nin görevine son verildi.. Ne enteresandır ki; yerine Aralık 2009'da De Biasi göreve gelirken kovulan Pasquale Marino yeniden Udinese'nin başına getirildi.. Şöyle bir tabloya bakacak olursak: Bana göre, Udinese Serie B'ye, Di Natale'de AC Milan'ın yolunu tutar bu mantaliteyle.. Benden söylemesi..

Almanya Bundesliga'da zirvede yer alan 3 takımda puan kaybetti bu hafta.. Bayern Münih kolay Nürnberg deplasmanından, Leverkusen ise zorlu Werder Bremen deplasmanından beraberliklerle döndüler ve ilk ikideki yerlerini değiştirmediler.. 3. Schalke ise golcüsü Kuranyi ile öne geçmesine rağmen son 15 dakikada, şu aralar eski formunu yakalayan Grafite'nin 2 golüne engel olamayarak büyük fırsatı kaçırdı.. Hafta içi de UEFA Avrupa Liginde Villarreal önünde yine son dakikalarda Wolfsburg adına 2 gol bulan Grafite'ye dikkat bu aralar.. Tutabilene aşk olsun..

Fransa'da ise lider Bordeaux maç oynamadan haftayı karlı kapadı.. Takipçisi Montpellier'in deplasmanda Saint Etienne'ye 1-0 yenilmesi lideri çok rahatlattı.. Bu yenilgi Montpellier için çok kötü oldu çünkü arkasından gelen Lille ve Lyon'un önemli deplasman galibiyetleri, önümüzdeki günlerde, Montpellier'in 2.likteki yerini zor koruyacağını gösterdi bizlere..

Avrupa ve Dünya Liglerinden tüm maç sonuçları ve puan durumları hakkında detaylı bilgi almak için http://www.caginoyunufutbol.com/Avrupa-Ligleri.php adresini ziyaret edebilirsiniz..

Herkese iyi haftalar..

19 Şubat 2010 Cuma

Avantajlı Döndüler

Dün akşam iki temsilcimiz de avantajlı skorlarla döndüler memlekete.. Fransa'da Fenerbahçe, Lille önünde 2-1 yenilmesine rağmen, Wederson'un uzaktan attığı o harika gol, İstanbul için bir umut oldu sarı lacivertli takıma.. Ancak Lille'in tehlikeli bir kontratak takımı olduğunu belirtmek isterim burada.. Ve özetle şunu söylemek isterim ki; Fenerbahçe, Şükrü Saraçoğlu'nda gol yemezse turu büyük bir ölçüde geçer.. Ancak Lugano'nun olmadığı defansı düşününce işimizin hiç de kolay olmadığı bir gerçek..

Gecenin diğer maçında, Galatasaray Atletico Madrid önünde, oynamadan avantajı koydu cebine.. Maça iki takımda donuk başladı.. Reyes'in usta frikik golü ile öne geçen Atletico Madrid, nasılsa gol yemem hesabıyla götürdüğü maçta hiç ummadığı bir dakikada Kader Keita'nın tilki kurnazlığındaki golüyle 1-1'lik beraberliğe razı oldu.. Oynadığı futbola göre çok iyi bir skor aldı Galatasaray, bir hafta sonra oynanacak rövanş için.. Daha önceki yazılarımızda da paylaşmıştık; Galatasaray, bu tip Avrupa maçlarını, farklı bir stilde oynuyor ve kendine gereken skorları her zaman alabiliyor.. Ancak unutulmamalı ki İstanbul'daki maç ta oldukça zorlu geçecek..

UEFA Avrupa Liginde diğer oynanan maçların skorları şöyle:
Everton 2-1 Sporting Lisbon / Rubin Kazan 3-0 Hapoel Tel-Aviv
Ajax 1-2 Juventus / Twente 1-0 Werder Bremen
Club Brugge 1-0 Valencia / Villarreal 2-2 Wolfsburg
Standard Liege 3-2 Salzburg / Fulham 2-1 Shakhtar Donetsk
Liverpool 1-0 Urziceni / Hamburg 1-0 PSV Eindhoven
Hertha Berlin 1-1 Benfica / Athletic Bilbao 1-1 Anderlecht
Kopenhag 1-3 Marsilya / Panathinaikos 3-2 AS Roma

18 Şubat 2010 Perşembe

İtfaiyeci Martin Hansson

1971 doğumlu İsveçli hakem, son zamanlarda adından sıkça bahsettirir oldu.. 2001 yılından bu yana FIFA kokartı taşıyan Hansson, hakemliğin dışında asıl mesleği itfaiyeci.. Balıkçılık ve avcılığı çok seven İsveçli hakem, avcılık hobisini son zamanlarda futbol sahalarına da taşıdı.. Fransa ile İrlanda arasında Dünya Kupasına gitme maçında Fransız Thierry Henry'nin eliyle düzelterek attırdığı gol, halen akıllardan çıkmamışken, bizim itfaiyeci İsveçli serüvenlerine kaldığı yerden devam etti dün gece de.. Şampiyonlar Liginde Porto'nun Arsenal'i 2-1 yendiği maçta Hansson, Campbell'in kaleciye geri pasından kaynaklanan serbest vuruşta, topu bizzat hızlı bir şekilde kendi yere koyarak oyunu hızlıca başlatılmasına yardımcı olması, yine herkesi çileden çıkarttırdı.. Burada hakem hata yapmış-yapmamış, ondan ziyade aklıma geçmiş zaman geldi birdenbire.. Arsene Wenger, golden sonra yoğun itiraz etti hakem Hansson'a.. Fair-Play yönünden haklıydı belki.. Ancak Wenger hocamızda, şöyle bir geçmişine baksın ve Thierry Henry'nin Arsenal'de oynarken, kaç defa oyunu o şekilde hızlı başlatarak takımına gol kazandırdığını ve Wenger'i mutlu ettiğini hatırlasın.. Öyleyken öyle, böyleyken böyle olmuyor Arsene Wenger..

Dün gecenin diğer bir Şampiyonlar Ligi maçında, yine bir hakem; Tom Henning Ovrebo maça damgasını vurdu.. Hakem Ovrebo, Bayern Münih'in sahasında Fiorentina'yı 2-1 yendiği maçta, 89. dakikada bariz ofsaytta olan Klose'nin golünü geçerli sayarak, maçın ve turun kaderini değiştirmiş oldu.. İtalyan temsilcisi Fiorentina, maçı Gobbi'nin kırmızı kart görmesiyle 10 kişi tamamladı..

Galatasaray'ın Avrupalı Golcüleri

Bu akşam Avrupa Ligi'ndeki temsilcimiz Galatasaray, Atletico Madrid ile deplasmanda zorlu bir mücadeleye çıkacak.. Avrupa Kupalarında 232. maçına çıkacak olan sarı kırmızılı ekip, 89 galibiyete karşılık, 84 yenilgi aldı.. 58 maç berabere bitti.. Atılan 322 gole karşılık kalelerinde 328 gol gördüler.. Atletico Madrid'in yıldız oyuncularının yanısıra, Galatasaray'ın kadrosunda forvet oyuncusunun olmaması maç öncesi sarı kırmızılıları endişelendiriyor.. Çünkü Madrid önünde oyunu önde oynamak gerekir.. Eğer kendi sahanda rakibi karşılarsan; O kadar tehlikeli silahları var ki Atletico'nun.. Rakibi bir anda parçalayacak güce sahipler.. İleride topu saklayacak bir santrafor olmaması düşündürücü maç öncesi.. Bence o mevkiiye eldeki kadroyla en uygun isim Kader Keita.. Solda Giovani, sağda Arda, ortada Elano'nun yanına iki defansif orta saha.. Geri dörtlü aşağı yukarı zaten belli Galatasaray'da.. Bakalım Rijkaard, düşüncelerimize paralel bir takımı sahaya sürecek mi..

Gelelim bu akşam golcüsüz Galatasaray'ın şu ana kadar Avrupa Kupalarındaki golcülerine.. Listenin en tepesinde, tahmin edeceğiniz gibi Kral Hakan Şükür açık farkla yerini alıyor..

1) Hakan Şükür - 37 Gol - 2) Arif Erdem - 16 Gol - 3) Metin Oktay - 15 Gol
4) Ümit Karan - 13 Gol - 5) Shabani Nonda - 12 Gol - 6) Mario Jardel - 11 Gol
7) Milan Baros - 10 Gol / Gökmen Özdenak - 10 Gol
8) Gheorghe Hagi - 9 Gol - 9) Harry Kewell - 8 Gol
10) Hasan Şaş - 7 Gol / Kubilay Türkyılmaz - 7 Gol / Ümit Davala - 7 Gol
11) Tanju Çolak - 6 Gol / Uğur Köken - 6 Gol..

Bu akşamki kadroda yer alacak oyunculardan; Arda Turan 5 Gol, Sabri Sarıoğlu 4 Gol, Kader Keita 3 Gol, Elano Blummer, Ayhan Akman ve Barış Özbek 2'şer Gol, Hakan Balta, Servet Çetin, Mustafa Sarp, Emre Aşık ve Mehmet Topal Avrupa Kupalarında 1 Gol attılar..

Başarılar ve Bol Şanslar Galatasaray..

17 Şubat 2010 Çarşamba

Dev maç Fırat Aydınus'un

Turkcell Süper Lig'de bu Pazar oynanacak zorlu Beşiktaş-Galatasaray maçının hakemi Fırat Aydınus oldu.. Daha önce derbi maçları yönetmesinin verdiği tecrübe ve güvenilirliği ile doğru bir tercih olarak görmekteyiz bu atamayı.. Her iki takıma ve hakem dörtlüsüne bol şanslar diliyoruz Pazar akşamı..

Haftanın, Pazartesi günü oynanacak, zirveyi ilgilendiren diğer önemli maçı, Fenerbahçe-Bursaspor maçını ise Bülent Yıldırım yönetecek..

Pierre van Hooijdonk

Fenerbahçe'ye gelmiş en sevdiğim yabancı futbolcuların başında geliyor Pierre van Hooijdonk. Bugün başlığı atmamın sebebi ise tamamen farklı. Hiddink'in yardımcı kadrosunda Oğuz Çetin ve Engin İpek'in yanında bir de isimsiz hollandalı var diye konuşulduğunu duyunca heyecanlandım.

İnşallah bu isim Pierre van Hooijdonk olur, hem tarzı hem de Türk futbolu ve futbolcusunu bilen birisi. Kendisinin Türkiye konusunda düşüncelerinide biliyoruz.

Şimdiden Welkom Pierre diyelim...

Rooney'nin Kafası

Şampiyonlar Ligi, dün gece oynanan iki nefis maçla, uzun bir aradan sonra start aldı.. İtalya'da Milano Meazza'da AC Milan için rüya gibi başlayan maç, kabusa dönüştü.. Manchester United 3 yıl öncesinin intikamını aldı AC Milan'dan.. 2006-07 sezonunda yarı finalde bu stadta AC Milan'a 3-0 kaybederek elenen United, dün gece maçın başında Ronaldinho'nun golüyle mağlup duruma düşmesine rağmen, takım oyunu, kondisyon ve ayağa paslaşmalardaki yüksek oran sayesinde yaşça eskimiş AC Milan'ı rahat geçti.. Her ne kadar Scholes'un attığı beraberlik golü tam bir şans olsa da, Rooney'in zekası ve kafa gollerinin geleceği çoktan belli etmişti kendisini Meazza'da.. Seedorf'un mükemmel topuk golü AC Milan'ı yenilgiden kurtarmayacak olsa da, futbol adına her zaman aklımıza gelecek bir estetik olarak yerini aldı.. Maçı deplasmanda 3-2 kazanan Manchester United, Old Trafford'a mutlu dönüyor..

Gecenin diğer maçında tarih bir kez daha tekerrür etti.. Şimdiye kadar Şampiyonlar Liginde 4 defa karşılaşan Real Madrid ve Lyon maçlarında daha henüz Real Madrid'in galibiyeti yok.. Gerland'daki maçların ikisini Lyon 3-0 ve 2-0 kazanmış; Bernabeu'daki maçlar berabere biterek Lyon iki defa Real Madrid'i elemişti.. Dün gece herkes Ronaldo,Kaka bu kabusa bir son verir dedi ve bekledi ancak, tarihin dediği oldu yeniden.. Lyon sahasında yıldızlar topluluğu Real Madrid'i perişan etti ancak sadece Makoun'un golü le 1-0'da kaldı.. Bu sonuç yeter mi yetmez mi, şimdi herkes bu soruyu sorarken kendine; Ben dönüp yine bir bakın tarihe derim..

Dün gece UEFA Avrupa Liginde de tek maç vardı.. Everton sahası Goodison Park'ta formsuz Sporting Lisbon'u 2-1 mağlup etti.. Pienaar ve Distin'in golleriyle turu ardına kadar aralayan skoru elde etmişken Everton; 88. dakikada Miguel Veloso'nun penaltı golü, Goodison Park'ı dolduran 28,131 taraftarın keyfini kaçırıverdi bir anda..

16 Şubat 2010 Salı

Şampiyonlar Ligi Golcüleri

Bu akşam AC Milan-Manchester United ve Lyon-Real Madrid maçları ile Şampiyonlar Ligi heyecanı yeniden start alıyor.. Her ne kadar Star Tv'den maçları izleyemeyecek olsak ta, o heyecanı hissetmek bile güzel geliyor bizlere.. Bu arada böylesine hit maçları, üst yönetim kararlarıyla, hangi akla hizmet şifreli kanallardan yayınlarlar anlamak mümkün değil..

Her neyse burada Şampiyonlar Ligi heyecanı başlamadan, size bu ligde gelmiş geçmiş golcülerin listesini sıralamak istedik.. Zirvedeki isim bu akşam ilk 11'de şans bulursa sahada olacak..

1) Raul Gonzalez - 66 Gol
2) Ruud Van Nistelrooy - 56 Gol
3) Thierry Henry - 50 Gol
4) Andriy Shevchenko - 46 Gol
5) Filippo Inzaghi - 44 Gol
6) Alessandro Del Piero - 41 Gol
7) Fernando Morientes - 33 Gol
8) Didier Drogba - 31 Gol

Listenin devamını incelemek isteyenler için adres;

Emirates Her Yerde

İtalyan devi AC Milan, Emirates Havayolları ile 60 milyon euro değerinde bir sponsorluk anlaşmasına imza attı.. Yapılan bu anlaşmadan sonra Temmuz ayından itibaren Milan'ın formasındaki BWin yerine Emirates reklamı yerini alacak..

Arsenal, Paris Saint Germain, Hamburg gibi takımların halen forma sponsorluğunu bulunduran Emirates, Dubai Hükümeti'ne ait Birleşik Arap Emirlikleri'nin uluslararası bir havayolu şirketidir..

Son günlerde Türk Hava Yolları'nın Barcelona ve Manchester United ile yapmış olduğu birlikteliklerle de, havayolu şirketleri ile futbol kulüplerinin imzaladıkları anlaşmalar dikkat çekici..

15 Şubat 2010 Pazartesi



Aitor Throup (Umbro Yaratıcı Danışmanı) 2010 İngiltere deplasman formasını John Terry, David James, Steven Gerrard, Sean Wright Phillips, Gareth Barry, Wayne Rooney, David Beckham, Glen Johnson ve Rio Ferdinand'a anlatıyor.

Dünyayı etkileyen bu sporun teknolojisinin nerede olduğunu anlamak için güzel bir video.

Edy Reja'nın 3-5-2'si ve Lazio

Geçenlerde Lazio'nun zor günlerini gündeme getirmiş ve yeni bir teknik direktörün takımın başına gelebileceğini konuşmuştuk.. Bu adam Hajduk Split'in hocası İtalyan Eduardo Reja idi.. Hafta ortasında Lazio takımının başına geçen Reja, genelde çalıştırdığı takımlara 3-5-2 sistemini oynatan, hücuma dönük bir oyun anlayışı olan bir teknik adamdır.. İlk sınavında bugün Parma deplasmanına çıktı Edy Reja.. Oldukça zorlu deplasmanda Lazio Parma'yı Stendardo ve Zarate'nin son 20 dakikada attığı gollerle 2-0 mağlup ederek nefes aldı.. Çiçeği burnunda teknik adam Reja için bundan daha iyi bir start olamazdı heralde..

Takımın zor günlerinde, yönetimler tarafından yapılan kan değişiklikleri, kimi zaman tutar kimi zaman tutmaz.. Ancak Lazio için ilk atış tam isabet gibi geldi bize.. Biraz geç de olsa Lazio'nun önümüzdeki günlerde en azından düşme potasından uzaklaşmasına sebep olacak bu kan değişikliği.. Hele bir de önümüzdeki hafta sonu yine deplasmanda oynayacakları zorlu Palermo deplasmanında da, bugünkü Parma maçındaki oyunu ve skoru tekrarlayabilirlerse, değmeyin Reja'nın ve Başkan Claudio Lotito'nun keyfine..

Perşembenin Gelişi

18 Şubat Perşembe UEFA Avrupa Liginde iki temsilcimiz, Galatasaray Atletico Madrid ile, Fenerbahçe'de Fransız Lille takımıyla karşılaşacak.. Bizimkilerin form durumu ve kadro yapısı ile rakiplerimizi karşılaştırdığımızda, görüntü içler acısı..

Atletico Madrid bu akşam ligde yenilgisi olmayan lider Barcelona'yı sahasında 2-1 ile geçti ve ligde rahat bir nefes aldı.. İspanya Kral Kupasında Sevilla ile final oynayacak olan Atletico Madrid'de yıldız oyuncuların formda oluşu ve Galatasaray'ın defans bloğundaki sıkıntıları, insanı ister istemez karamsarlığa itiyor.. Galatasaray bu zorlu maç öncesi olumlu konuşabileceğimiz tek şey; Sarı Kırmızılıların böyle maçları her ne hikmetse hep iyi oynayabilmeleri..

Fransız Lille takımı ligde 44 puanla 3.sırada.. Fransa Liginde en iyi iç saha puanına sahipler.. Oynadıkları 13 maçın 9'unu kazanıp 3'ünde berabere kaldılar.. Ligde 9. haftaki 0-0'lık Rennes maçından bu yana sahasında puan kaybetmiyor.. Maçları bol gollü ve rahat kazanıyor.. Fildişili Gervinho, Fenerbahçe'nin çok dikkat etmesi gereken bir golcü..

Maç öncesi terazide, rakiplerimizin artıları bizden daha fazla.. Ancak ne olursa olsun futbolda her türlü sürpriz var.. Maç oynanmadan kazanılmıyor.. İki temsilcimiz içinde Perşembe gecesi oynanacak zorlu maçlar için şimdiden tüm kalbimizle bol şanslar diliyoruz.. Çünkü bu iki maçta gerçekten şansa çok ihtiyaçları olacak..

13 Şubat 2010 Cumartesi

Milli Takımın Yeni Patronu

Geçen günlerde Futbol Federasyonu 1. Başkanvekili Lütfi Arıboğan gözleri parlar ve emin bir şekilde tüm kamuoyuna milli takımın hocası ile ilgili biraz daha sabırlı olun; Türk Milli Takımın başına bir dünya markası getireceğiz mesajını verdi.. Açıklama sırasında rahat olması gözlerden kaçmamıştı.. Acaba isim belli de başka bir yerle kontratı olduğu için mi henüz daha tanışamadık yeni teknik adamla, diye düşünmüştü tüm spor kamuoyu kendi içinde..

Burada Milli Takımın Patronu kesin şudur demeyeceğiz elbette.. Birkaç ipucundan yola çıkarak size bir senaryo çizeceğiz, hepsi bu.. Ben diyorum ki arkadaşlar; Euro 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası Elemeleri 3-4 Eylül 2010 tarihinde başlayacak.. Şu an Rusya Milli Takımı Patronu Guus Hiddink, 30 Haziran 2010 tarihi itibari ile görevi bırakacağını açıkladı.. 2-3 aydır Türk Milli takımı için en çok adı geçen teknik direktörler kim? Biri Hiddink, diğeri ise Trappattoni.. Eeee biraz kolay bir puzzle oldu sanki.. Çözmesi size kalmış.. Memlekete hayırlı uğurlu olsun şimdiden, ne diyelim..

12 Şubat 2010 Cuma

Copa Libertadores

Her ülkede yüzlerce Güney Amerikalı futbolcu top koşturur ve büyük ilgiyle seyredilirler.. Ancak onların liglerini, şampiyonalarını ne takip ederiz, ne de bilgi ediniriz.. Copa Libertadores ne diye soracak olsam, bir çok kişi tam doğru cevap veremez..

Libertadores Kupası, Güney Amerika ülkelerinin en üst düzey kulüplerinin mücadele ettiği bir turnuvadır.. Kıtanın en önemli turnuvası olması sebebiyle Avrupa'da düzenlenen UEFA Şampiyonlar Ligi'ne benzetilir.. 1960 yılından bu yana düzenlenen Libertadores Kupasına Brezilya ve Arjantin'den 5'er; Uruguay, Şili, Paraguay, Bolivya, Kolombiya, Meksika, Venezuella, Peru ve Ekvator'dan 3'er takım katılır.. 1'de geçen yılın Şampiyon takımıyla beraber toplam 38 takım mücadele eder Libertadores Kupasında.. Turnuvayı CONMEBOL organize eder..

Kupanın ilk turu, düşük ülke puanlı 12 takım birbirleriyle çift elemeli maçlar yaparak 6 takımın kupadan saf dışı kalmasıyla başlar.. Tur atlayan 6 takım, diğer 26 takımla beraber 4'erli 8 gruba ayrılırlar.. Lig usulü oynanan gruplarda her takım, birbiriyle kendi evinde ve deplasmanda olmak üzere 2 defa karşılaşır.. Gruplarını ilk iki sırada tamamlayan takımlar tur atlayarak son 16'ya kalırlar.. Ardından eşleşmelerde çift maç eleme usulüne göre oynanan maçlarla şampiyon belli olur.. Final müsabakası da yine çift maç eleme usulü formatında oynanır..

Libertadores Kupasını en çok 21 kezle Arjantin takımları kazandı.. Brezilya takımları 13, Uruguaylılar da 8 şampiyonlukla Arjantin'i takip ediyorlar.. Kupayı 3 kez de Paraguay, 2 kez Kolombiya ve 1 kez Şili takımları müzelerine götürdü..

Libertadores kupasını en çok kazanan takım; 7 şampiyonlukla Arjantin'in Independiente takımı oldu.. Yine Arjantin'den Boca Juniors 6, Uruguay'dan Penarol'un 5 şampiyonluğu bulunmakta.. Kupayı en çok kazanan Brezilya ülkesi ise 3 şampiyonlukla Sao Paulo'dur..

Geçtiğimiz yıl bu kupayı finalde, Arjantin'den Estudiantes LP takımı, Brezilya'dan Cruzerio'yu 0-0 ve 2-1'lik skorlarla devirerek kazandı..

Avrupa Heyecanı

Eveeeeettt.. Önümüzdeki hafta Salı gününden itibaren Avrupa Kupaları heyecanına kaldığımız yerden devam edeceğiz.. Hele bir de 2 temsilcimiz; Fenerbahçe ve Galatasaray'ın Avrupa'da mücadele edecek olması ayrı bir gurur ve heyecan tabii..

Şampiyonlar Ligi, 16 Şubat'ta Lyon-Real Madrid ve AC Milan-Manchester United maçları ile açılıyor.. 17 Şubat'ta Porto-Arsenal ve Bayern Münih-Fiorentina maçları ile de devam edecek..

UEFA Avrupa Ligi, 16 Şubat'ta Everton-Sporting Lisbon maçı ile start alacak.. 18 Şubat'ta Atletico Madrid-Galatasaray / Lille-Fenerbahçe / Ajax-Juventus / Liverpool-Unirea Urziceni / Villarreal-Wolfsburg / Fulham-Shakhtar Donetsk / Twente-Werder Bremen / Rubin Kazan-Hapoel Tel-Aviv / Panathinaikos-AS Roma / Hamburg-PSV Eindhoven / Hertha Berlin-Benfica / Kopenhag-Marsilya / Athletic Bilbao-Anderlecht / Standart Liege-Salzburg / Club Brugge-Valencia maçları oynanacak.. Rövanş maçları bir hafta sonra oynanacak..

Şampiyonlar Ligi, 23 Şubat'ta Stuttgart-Barcelona ve Olympiacos-Bordeaux; 24 Şubat'ta Internazionale-Chelsea ve CSKA Moskova-Sevilla maçları oynanacak..

Herkese keyifli seyirler..

Kupa Kimin Olacak

Genelde İngiltere haricinde, final maçına kadar hiçbir ülkede ilgi olmaz hafta içi oynanan kupa mücadelelerine.. Herkes birbirine sorar finale kim çıktı, yarı finalde kim kimi eledi diye.. Lig mücadelesi ve coşkusu arasında kaybolup gider bazen kupa maçları.. Ama ne keyiflidir o kupa göklere yükseldiğinde taraftar içinde, futbolcu içinde.. Hangimiz unutabiliriz tek televizyon kanalı olduğu dönemlerde İngiltere Süt Kupası adında izlediğimiz o muhteşem finalleri..

Bu yılda eminim hangi ülkede kim finalde, kim çeyrek finalde diye sorsam; çoğunuz cevap vermekte zorlanırsınız.. Hadi biraz yardımcı olayım sizlere..

Ülkemizde Ziraat Türkiye Kupasında Yarı Finalde; Trabzonspor-Antalyaspor ve Fenerbahçe-Manisaspor maçları oynanacak..

İngiltere Lig Kupası Finalinde 28 Şubat 2010'da ünlü Wembley Stadı'nda Manchester United ile Aston Villa karşı karşıya gelecek..

İngiltere FA Cup'ta ise favori birçok takımın elenmesinden sonra son 16 müsabakaları oynanacak; Chelsea-Cardiff City / Man.City-Stoke City / Crystal Palace-Aston Villa / Bolton-Tottenham / Fulham-Notts County / Derby County-Birmingham / Reading-West Bromwich / Southampton-Portsmouth.. Galip gelecek takımlar FA Cup'ta çeyrek finale yükselecek..

İspanya Kral Kupası Finalinde Sevilla ile Atletico Madrid karşı karşıya gelecek..

İtalya TİM Kupasında Yarı Finalde Inter-Fiorentina ve Roma-Udinese eşleşti.. Yarı Finalin ilk maçlarında Inter Fiorentina'yı 1-0, Roma da Udinese'yi 2-0 mağlup etti.. Rövanş maçları 14 Nisan 2010'da oynanacak ve finalist takımlar belli olacak..

Almanya Kupası Yarı Finalde Bayern Münih-Schalke 04 ve Werder Bremen-Augsburg eşleşti.. Yarı Final maçları 23-24 Mart 2010'da oynanacak..

Fransa Kupasında Çeyrek Finale kalan 7 takım belli oldu.. Bunlar; Monaco, Boulogne, Auxerre, Saint Etienne, Sochaux, Paris Saint Germain ve Quevilly'dir.. Son çeyrek finalist ise Lens-Brest arasında oynanacak maç sonunda belli olacak..

11 Şubat 2010 Perşembe

Rooney Dalya Dedi


Wayne Rooney 24 yaşında Premier League'de 100'ler kulübüne merhaba diyen 18. futbolcu oldu.. Geçtiğimiz hafta Londra'da Arsenal'i 3-1 yendikleri maçta attığı golle Premier League kariyerindeki 100. golü kaydetti genç golcü.. Ne ilginç tesadüftür ki Rooney, 17 yaşındayken Everton forması altında çıktığı ilk maçında ilk golünü de yine bir Arsenal maçında kaydetmişti..
Yaşına, oynadığı takıma ve yeteneğine bağlı olarak Premier League tarihinin en çok gol atan oyuncusu ünvanını 260 golle elinde bulunduran Alan Shearer'ı yakalayabilecek tek futbolcu olarak gözükmekte Rooney..

Premier League'in 100 Akı Golcüleri:
1) Alan Shearer 260 Gol 2) Andrew Cole 187 Gol 3) Thierry Henry 174 Gol
4) Robbie Fowler 163 Gol 5) Les Ferdinand 149 Gol 6) Teddy Sheringham 147 Gol
7) Michael Owen 146 Gol 8) Jimmy Floyd Hasselbaink 127 Gol 9) Dwight Yorke 123 Gol
10) Robbie Keane 121 Gol 11) Frank Lampard 117 Gol 12) Nicolas Anelka 113 Gol
13) Ian Wright 113 Gol 14) Dion Dublin 111 Gol 15) Emile Heskey 105 Gol
16) Wayne Rooney 101 Gol 17) Matthew Le Tissier 101 Gol 18) Ryan Giggs 100 Gol

Şimdi nerede eski süper golcüler diyenleriniz olabilir.. Bilmeyenler için yazalım: İngiltere'de Premier League, 1992-93 sezonunda kuruldu ya da diğer bir ifadeyle İngiltere'de en üst düzey lig, o sezondan itibaren Premier League adı altında oynandı.. Şu ana kadar 42 takımın mücadele ettiği Premier League'de sadece 4 takım; Manchester United 11 kez, Arsenal 3 kez, Chelsea 2 kez ve Blackburn Rovers 1 kez şampiyonluk yaşadı..

Premier League 1993-2001 yılları arası Carling, 2001 yılından bu yana da Barclays sponsorluğu altında adlandırılmıştır.. İngiltere'de Manchester United ile beraber 18 şampiyonlukla en çok 1.lik alan Liverpool'un henüz Premier League Şampiyonluğu bulunmuyor..

Nereden nereye; S.S.LAZIO

İtalya Serie A'nın renkli ve güçlü takımlarından Lazio'ya değinmeden geçemeyeceğim bugünlerde.. 20 takımlı Serie A'da 23 maç sonunda 22 puanla 18. sırada yer alan Lazio'da çanlar tehlikeli çalıyor.. Geçen senenin İtalya Kupası ve İtalya Süper Kupası Şampiyonu Lazio, düşme potasına girdi bu hafta sonu itibariyle.. Ocak ayı ara transfer döneminde, sorunlar yaşadığı yıldız golcüsü Goran Pandev'i de usulsüz bir şekilde Inter'e kaptıran Biancocelestiler, kalan maçlarda nasıl bir çıkış yolu bulacaklar merak konusu..

1900 yılında İtalyan Ordusu mensupları tarafından kurulan Lazio, Roma şehrinin ezeli iki takımından biridir.. Roma kulübü ile olan siyasi görüş ayrılığı, ezeli rekabeti her müsabakada kine dönüştürmektedir.. II. Dünya Savaşı'ndan sonra S.S.(Societa Sportivo) takısını, o dönem tüm futbol takımları değiştirirken, zamane diktatörü Benito Mussolini'nin takımı Lazio, kulübün siyasi politikasını değiştirmedi ve bu düşünce günümüze kadar geldi..

2 İtalya Ligi, 5 İtalya Kupası, 3 İtalya Süper Kupası, 1 Avrupa Kupa Galipleri Kupası ve 1 UEFA Süper Kupa Şampiyonluğu bulunan S.S.'ler, Sergio Cragnotti'nin başkanlığı yaptığı 1999-2000 yıllarında altın dönemini yaşarken, bir tehlike hep gözardı edildi.. Kulübün içinde bulunduğu mali yapı, Avrupa ve İtalya Ligindeki başarılarla ört-bas edildi.. Dönemin Veron, Vieri, Crespo, Nesta, Stam, Fiore, Nedved, Peruzzi, Inzaghi gibi süper yıldızları ile coşan Biancocelestiler, maddi kriz sebebiyle 2001-02 sezonunda Claudio Lotito adlı bir sermayedara satıldı.. En son Juventus'un küme düştüğü şike skandalına da adı karışan Lazio, artık son yıllarda kulübün mali yapısından ötürü orta sıraları zorlayan bir takım haline dönüştü..

Davide Ballardini'nin teknik direktörlüğünü yaptığı Lazio'da, alınan kötü neticelerden dolayı her an göreve İtalyan Eduardo Reja getirilebilir..

10 Şubat 2010 Çarşamba

Emre Çolak..

Kısa boylu ve solak orta saha oyuncuları başka bir izlenir futbol sahalarında.. Akla hemen gelir o malum süper isimler.. Adlarını burada yazmayalım da, sonra tutarlar karşılaştırma yaparlar ufacık çocuğu o yıldızlarla, tıpkı geçtiğimiz günlerde Arda-Messi gibi anlamsız, yanlış bir karşılaştırma yaptıkları gibi.. Gelelim bizim 1.68'lik Çolak Emre'ye..

1991 yılında Ordu'da doğan Emre, futbola 11 yaşında İstanbul Atışalanı takımında başladı.. Onu o yıllarda keşfeden hocası Emin Tetikli oldu.. Bir sene sonra Galatasaray Alt Yapısına geçti.. O dönemin hocaları Recep Yazıcı, Halim Fıçıcı ve Ahmet Keskinkılıç tarafından çalıştırıldı.. Ümit milli takımlar seviyesinde 71 kez milli olmuş ve 11 gol atmış..

2010 yılı ile beraber özellikle rotasyon anlayışı kuvvetli olan bir antrenörün sayesinde görmeye başladık Emre Çolak'ı.. Bunda oynadığı takımın sakatlıklarının çok olmasının da payı var diyebilenleriniz olabilir ancak, bir kupa maçında kötü oynayan ve dünyada isim yapmış önemli bir oyuncunun yerine oyuna sokulması, benim Emre Çolak'ın geleceği konusunda en azından kendisine şans verileceği izlenimini doğurdu.. Geçtiğimiz yıllarda oynatmadan yok ettiğimiz genç yeteneklerimizi bir hatırlarsak, Emre Çolak'ın emin ellerde bir antrenöre emanet edildiğini rahatlıkla söyleyebilirim.. Yolun açık olsun genç Emre Çolak..

Gençleri Aldatmayın!!!

Birkaç gündür Türkiye'nin en önemli televizyon kanallarında ve köşe yazılarında, memleketin en usta(!) spor yazarları şu an Galatasaray'ın başında teknik direktörlük yapan Frank Rijkaard için 'Futboldan anlamıyor' ifadeleri kullanıyor.. Ey Güzel Türkiyem.. Bu Okan Bayülgen'in Disco Kralı gibi geceyarısı yayınlanan bir program değil ki minik yavruların görmesini engelleyelim..
Çağımızın bir numarası internetten her saat rahatlıkla görebiliyor ve okuyabiliyorlar bu yazıları.. Bizler nasıl Di Stefanoları ve Pelelerin futbolunu görmediysek, şimdiki jenerasyonda 48'lik Hollandalı Frank Rijkaard'ın futbolculuk yıllarını görmedi.. Nasıl yıkıyosunuz minik bedenlerin beyinlerini öyle.. Bilgiye aç kafalara balta gibi saplıyorsunuz; Çocuğum Rijkaard futbolu bilmiyor haaaa ona göre diye.. Ayıptır ayıp.. Tecrübenizden birazcık utanın..

Kardeşlerim endişe etmeyin!!! Rijkaard futbolu biliyor hem de çok iyi biliyor.. Şu anda dünyanın adlandıramadığı bir defansif orta saha, yani nam-ı değer ön libero tabirinin biçilmiş kaftanıydı Frank Rijkaard futbol oynadığı 1981-1997 yılları arasında.. Üstelik oyunun her iki yönünüde çok iyi oynayan, sizin şu anda Barcelona'da izlediğiniz Iniesta'dan çok daha iyi ve kuvvetli bir futbolcuydu Frank Rijkaard.. Futbolculuk yıllarında görev aldığı 442 maçta toplam 77 gol atan Frank Rijkaard, 4 Hollanda Ligi, 4 Hollanda Süper Kupası, 2 Hollanda Kupası, 2 İtalya Ligi, 2 İtalya Süper Kupası, 1 İtalya Kupası, 3 Şampiyonlar Ligi, 2 UEFA Süper Kupa, 2 Kıtalararası Kupa ve Hollanda Milli Takımı ile 1988 yılında Avrupa Şampiyonası Şampiyonlukları yaşamış bir futbolculuk dönemine sahipti..

Sesinizi duyar gibi oluyorum.. Her iyi futbolcu teknik direktörlük yapamaz ama ağbicim yaaa.. Doğru haklısınız.. Olmayabilir.. İyi teknik direktörlük yapamaya da bilir.. Birçok hatada yapabilir.. Ancak biz oturup onun hatalarını konuşacağımıza bu adamın futboldan anlamadığını konuşacaksak, hele bunları kalemin ustalarından duyacaksak.. Biz Bu Futbolu Takip Etmeyelim Kardeşim.. Bu ülkede, rezalet futbol zeminlerini düzelteceğimize, Milli takımın başına teknik direktör bulacağımıza, uzun süredir hiç bir genç yetenek yetiştiremediğimizi tartışacağımıza, konuştuğumuz konulara bakın.. Üstelik futboldan anlamayan Frank'in teknik direktörlük sicilide parlak haaaa.. Adam 10 senelik kariyerine 2 İspanya Ligi, 1 İspanya Süper Kupası, 1 de Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu sığdırmış.. Ama ne olacak be ağbicim.. Rijkaard futboldan ne anlaaaaaarrrr..